<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0">
<channel>
<title>Gazete Türkmen Yazarlar</title>
<description>Site Açıklaması</description>
<link>http://www.gazeteturkmen.com</link>
<language>tr-tr</language>
<image>
<url>http://www.gazeteturkmen.com/resim/logo.jpg</url>
<title>Gazete Türkmen Yazarlar</title>
<link>http://www.gazeteturkmen.com</link>
</image>
<item>
<title>Bugün mü hidayete erdiniz?</title>
<description><![CDATA[<img src="http://www.gazeteturkmen.com/yazarlar/147.jpg" width="100" height="120" align="left"><p>BU soruyu, Meclise türbanla girmeye karar veren 4 milletvekili hanıma soruyorum.
Bu başlığa bakıp...Sanmayın ki, banal bir Laiklik elden gidiyor... tartışması açacağım.Sanmayın ki, Cumhuriyetin kazanımları elden gidiyor... diye feryat edeceğim...Hayır...Kaç kere yazdım, kaç televizyon programında söyledim.Türkiye Büyük Millet Meclisine başı örtülü kadın milletvekili girebilir. Girebilir demek bile yanlış, girmelidir...Böyle bir konuda laiklik tartışması açmakla aramda yüzyıllar var.Kusura bakmayın, saygısızlık addetmeyin, ama bir etik tartışması açacağım...Ve o 4 hanımefendi milletvekiline soracağım.Bugün mü hidayete erdiniz...  * * *  Hac ziyaretinden sonra yaptıkları açıklamalara baktım...-Sandım ki: Bütün hayatları boyunca başörtüsü yüzünden eziyet çekmişler...Takmak istemişler de bir türlü takamamışlar, taktırmamışlar. -Sandım ki: Birileri onları ikna odalarında bile ikna edememiş.Veya zorla, işkenceyle ikna etmiş...-Sandım ki:Okullara gidememişler, dış dünyaları, iç dünyaları kararmış, kapkarartılmış...    * * *
Biraz araştırdım...Geçmişte aralarından sadece biri, zaman zaman başörtüsü takmış.Öteki üçünün mazisinde başörtüsü var mı yok mu bilmiyorum.Amaaa...Kendi kendime değil, onlara soruyorum...-Milletvekili seçilirken, AK Parti kapılarında ikna odası mı kurulmuştu ki...Başları açık Meclise girmeyi kabul ettiler...-Bir daha soruyorum:Hadi kabul edip girdiler, Meclis kapısından çıkarken yine başörtülerini takıp Meclis dışı hayatlarını öyle mi sürdürdüler..-Bir daha soruyorum:AK Partinin merkez karar organlarında başörtülü kadınlar vardı...Başörtüleriyle geldiler... Başörtüleri ile çalıştılar...Onurları ve omurgaları isyan ettiğinde, başörtüleri ile istifa etmeyi de bildiler...Dört kadın milletvekiline gelince...Üç yıldır oradasınız. Böyle bir parti toplantısına başörtüsü ile girdiniz mi...Başını örten sayın milletvekillerimizden biri daha önce de hacca gitmiş...Nedense ikinci defada örtünmeye karar veriyor.O nedenle son defa sormak istiyorum:Dünden bugüne Meclis tüzüğünde bir değişiklik olmadı. Bugün mü hidayete erdiniz Sayın Milletvekili...   * * * Türkiye Büyük Millet Meclisine başı örtülü kadınların girmesi son derece normaldir.Nasıl ki, Cumhuriyet Bayramlarına katılan başı örtülü genç kızları, kadınları görünce seviniyorsam, sanmayın ki bu tabloya bakıp da üzüleceğim...Ama böyle her tarafından şov kokuları gelen bir gösteri yerine, bir yıl daha beklenip bu başlangıcın samimi, inancı yücelten, daha saygılı, daha etik biçimde yapılmasını arzu ederdim.   * * * Bir de şu var.O başörtülü genç kızlar yıllarca bize şunu anlatmadılar mı:Başımızdaki örtü siyasi bir sembol değil, inancımızın gereğidir...Samimiydiler...Ama seçimlere bir yıl kala hidayete eren kadın milletvekillerimiz şimdi bize tersini söylüyor...Meğer samimi bir başörtüsü ile siyaset türbanı arasında gerçekten bir fark varmış...  * * *  -Keşke diyorum...İlk adımı eskiden de örtünen bir kadın atsaydı...-Keşke diyorum... Başı örtülü bir kadın, başının örtüsüyle seçim kampanyasına girseydi, mücadele edip, seçilip gelseydi... -Keşke diyorum: Başını gere gere o kürsüye çıkıp yemin etseydi...Hepimiz de öteki kadınlar gibi alkışlasaydık... Hiçbir fark görmeseydik.    * * *
CHP itiraz etmemekle doğru olanı yaptı.Türkiye bir kavga konusunu daha aştı.Mesele CHPnin değil, AK Partinin meselesidir.Bunu modern siyasete ve samimi inanca daha yakışan bir tavırla yapabilirlerdi. Ne yazık ki siyasetimiz artık öylesine kırıcı, öylesine hoyrat ki... Artık zarif jestler bile beklemiyoruz...    * * *
Bana gelince: Sibel Eraslanın Saklı Kitapının genç kahramanını tercih ederim.İkna odasından çıkıp saçını kazıtan o hüzünlü kızı...Çünkü onun hikâyesi bana samimi geliyor...</p>]]></description>
<link>http://www.gazeteturkmen.com/yazar/bugun-mu-hidayete-erdiniz-680.html</link>
<pubDate>Fri, 01 Nov 2013 18:37:13 +0200</pubDate>
</item>
<item>
<title>CHP ile başa çıkamıyordu!</title>
<description><![CDATA[<img src="http://www.gazeteturkmen.com/yazarlar/146.jpg" width="100" height="120" align="left"><p>Başa çıkamayan kim? Atatürk! Yani, "Tayyip'in yaptığı trene binmem, tünele girmem" diyenler hemen sevinmesinler, başa çıkamayan Tayyip değil. O rahat rahat başa çıkmıştır. Atatürk'ün "CHP ile başa çıkamadığını" söyleyen kişi, Profesör Kemal Karpat. Ünlü tarihçi. Muhalif gazetelerden biri cumhuriyet bayramında Kemal Karpat'ı tam sayfa konuşturup bol bol "hükümete saydırtmak" istemiş ama istediğini pek elde edememiş. Çünkü Karpat, beklenmedik birtakım "ters" laflar etmiş... Öğrenmemekte ısrar edenlere, "altı okun" CHP tüzüğüne ancak 1931 kurultayında girdiğini tekrar hatırlatıyor. "Altı okun bugün için geçerliliği kalmadı" diye de ekliyor. Hani şu Mustafa Sarıgül, "partinin başına geçince altı oku kaldıracağım" dese vallahi daha çok oy toplayacak... Profesör Karpat, Atatürk'ün 1930 yılında "CHP'yi frenlemek istediğini" de söylüyor. Çünkü halkın, adı şaka gibi "halk" konulmuş partiye karşı olduğunu görecek, memlekette derin bir hoşnutsuzluk havasının estiğini hissedecek kadar da büyük bir önderdi. Yirmili yılların sonları, otuzlu yılların başlarında bir zümre, bir "klik" önce partiyi ele geçirdi, sonra da ülkeyi: "İsmetçiler"... Atatürk'ü de kıskıvrak sardılar. Otuzlu yıllarda Atatürk'ün nasıl yalnız ve mutsuz olduğunu herkes bilir. Parti ve ülke, Mussolini hayranı "sert bürokratların" eline geçmişti. Bunlar, Hitler'in de iktidara gelmesiyle çok rahatlamışlardı. Atatürk'ün bir denge sağlamak için kurdurduğu Serbest Fırka'yı hemen birkaç ay içinde boğmakla işe başladılar. Tabii bütün dünyayı saran ekonomik kriz de onların devletçi zart zurt politikalarına çok yardımcı oldu. Eğer iktidar değişimi gerçekleştirilebilse ve örneğin Fethi Bey yönetimindeki Serbest Fırka 1931 seçimlerinde görevi devralmış olsa, Türkiye'nin yakın tarihi çok farklı olurdu... Fakat Atatürk "CHP ile başa çıkamadı", Kemal Karpat'ın deyimiyle. Bunda kendi hatalarının da çok büyük payı vardır. Keçi gibi iddia ederim: Atatürk tarafsız ve "partilerüstü" kalmalıydı! İlk yanlışı orada yapmıştır. Halk Fethi Bey'e destek verecek, İsmet ve "şürekâsı" tasfiye olacak, Türkiye o memur boyunduruğuna girmeyecekti... Ama bizzat kendisi en büyük bürokrat olan Atatürk bunu nasıl yapacaktı? Seçtiği yolun temel çelişkiler üzerine kurulu bir çıkmaz olduğunu gördü, tadı kaçtı, son yıllarında sofrasının doruk yalnızlığına çekildi. Hani, Lenin'in, kurduğu kaskatı sistemin eninde sonunda Stalin gibi bir canavarın eline geçecek olmasını, son günlerinde acı acı anladığı gibi... Stalin pervasızlığı ve küstahlığı Lenin'in eşi Nadiejda Krupskaya'ya telefonda küfür etmeye kadar vardırınca Lenin'de şafak attı ama iş işten geçmişti... Yok, İsmet Paşa kimseye "Dolmabahçe'den kadınları dikizliyorsun" demedi tabii, beyefendi adamdı, o kadar yerlere düşmedi.</p>]]></description>
<link>http://www.gazeteturkmen.com/yazar/chp-ile-basa-cikamiyordu-679.html</link>
<pubDate>Fri, 01 Nov 2013 18:33:58 +0200</pubDate>
</item>
<item>
<title>Başörtüsü nasıl serbest oldu?</title>
<description><![CDATA[<img src="http://www.gazeteturkmen.com/yazarlar/145.jpg" width="100" height="120" align="left"><p>
Başörtülü milletvekilleri dün parlamentoya girebildiyse, bunu, askeri vesayetin ve yargı vesayetinin kalkmasına borçlular. 1999'da Merve Kavakçı'ya karşı direnç, askerin tavrından kaynaklanıyordu. Komuta heyeti, üniformalarıyla Meclis locasında yerini almıştı. MHP milletvekili Nesrin Ünal'ın başı açık olarak yeminini seyrettikten sonra, locayı terk ettiler. Asker, MHP'nin, Fazilet Partisi'yle işbirliği yaparak, Nesrin Ünal'ın başını açmamasından çekiniyordu. Bugün "Başörtüsüyle bir sorunumuz yok" diyen MHP, o gün, milletvekilinin başını açtırmıştı. Böylece tek hedef kaldı: Fazilet Partisi ve Merve Kavakçı. Bazı kadın dernekleri şimdi kendilerine pay çıkarmaya çalışıyor. Sanki başı örtülü kadın için mücadele etmişler havasını yaratıyorlar. Oysa ana amacı "çok sayıda kadın milletvekili seçilsin" olan KADER bile, o tarihte hem Merve Kavakçı'nın, hem de sözde laikliğe aykırı bir zihniyet sergilediğim için benim milletvekilliğimin düşürülmesine karşı sessiz kalmıştı. Hatta bu durumu onaylamıştı. Bugün, yasakçı zihniyet son bulmuşsa, bunu, askeri vesayet ve yargı vesayetiyle mücadele eden başta AK Parti olmak üzere, çok az sayıda aydın insana borçluyuz. Dikkat ederseniz CHP, konuya, özgürlükler açısından yaklaşmıyor. AK Parti prim toplamasın diye fazla ısrarlı davranmayacaklarını açıklıyorlar. Zaten, arka planda askerin desteği bulunmadan ve yargı erki de bu istikamette faaliyet göstermeden çabalarının sonuçsuz kalacağını biliyorlar. 2008'de, AK Parti MHP'yle işbirliği yaparak, üniversitelere başörtülü kızların girebilmeleri için anayasada 10'uncu ve 42'nci maddeleri değiştirmişti. Bundan dolayı hakkında dava açıldı. Neredeyse AK Parti kapatılacaktı. 6'ya 5, laikliğe aykırı davrandığı kabul edildi. Daha önce "Kapatma davalarında karar 7'ye 4 verilir" hükmü benimsenmemiş olsaydı, AK Parti'nin kapısına kilit vurulacaktı. 2010 referandumuyla yargıdaki vesayet sona erdi. Artık Yüksek Yargı, askerin yedeğinde faaliyet göstermiyor. Başörtülü milletvekillerini işte bu kazanımlara borçluyuz.
</p>]]></description>
<link>http://www.gazeteturkmen.com/yazar/basortusu-nasil-serbest-oldu-678.html</link>
<pubDate>Fri, 01 Nov 2013 18:33:06 +0200</pubDate>
</item>
<item>
<title>"Sarıgül olayı" CHP'yi de, demokrasiyi de etkileyecektir</title>
<description><![CDATA[<img src="http://www.gazeteturkmen.com/yazarlar/144.jpg" width="100" height="120" align="left"><p>Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün CHP'ye dönebilmek için gerekli başvuruyu yapma kararı, bu partinin iç dengelerini şu ya da bu şekilde etkilemesinden öteye, Türk demokrasisinin genel sağlığını da olumlu yönde etkileyebilir. Artık Mısır'daki sağır sultan da, Sarıgül'ün CHP'den İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olmasının, bu dönüşün ana nedeni olduğunu duydu. Bu dönüş başvurusunun ve adaylığın resmi kesinliğe kavuşması sürecinde, olayın CHP içi dengelere nasıl yansıyacağını izleyeceğiz. Sarıgül'ün üyeliğine ve adaylığına karar verecek olan CHP'nin yetkili kurullarındaki oylamalarda, bu yansımalar somut biçimde görülecektir. Sarıgül'ün CHP'den dışlanmasının baş aktörü eski Genel Başkan Deniz Baykal'ın parti yönetiminde hiç ağırlığının kalmadığı bu süreçte anlaşılabilecektir. Daha önce "Ben de Belediye Başkanı aday adayıyım" doğrultusunda açıklama yapan etkin Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin'in izleyeceği tutum da, parti içi dengeleri anlamakta ışık tutacaktır.   Bile bile lades mi?  Ayrıca hepimiz artık Sarıgül'ün nihai hedefinde CHP'nin İstanbul Belediye Başkan adayı olmaktan öteye CHP Genel Başkanı olmanın da bulunduğunu biliyoruz. İşin garibi bu hedefi Kemal Kılıçdaroğlu da biliyor. Neticede Kılıçdaroğlu'nun Genel Başkanlığa giden yolu da, İstanbul Belediye Başkan adaylığı ile açılmamış mıdır? Eğer Kılıçdaroğlu siyasi kaderini Sarıgül'ün yerel seçimdeki başarısına bağlamayı kabul ediyorsa, bu "Bile bile lades" de olabilir, bir siyasi cesaret gösterisi olarak da yorumlanabilir. Kısacası Sarıgül'ün CHP üyesi olmasının resmen kesinleşeceği ve daha sonra da İstanbul Belediye Başkanı adayı olmasının belirleneceği CHP'nin yetkili kurullarının karar oturumlarını dikkatle izlememiz gerekiyor. Bu olayın Türk demokrasisine katacağı olumlu yansımalara gelince...   CHP'nin sendromu  Mustafa Sarıgül siyasette iddialı ve seçim kazanmak konusunda başarılı bir siyasetçi. Belediye Başkanı olduğu Şişli'de farklı eğilimdeki, farklı gelir düzeyindeki ve farklı inançlardaki seçmenlerin desteklerini alarak üst üste seçilmeyi başardı. Sarıgül'ün adaylığı "Biz asla seçim kazanamayız" sendromundaki CHP'nin ruhsal yapısını değiştirirse, bu parti sözcülerinin çoğulcu ve özgürlükçü demokrasiye pek yakışmayan söylemleri değişip, normalleşebilir. Sokak eylemlerinin rüzgârından beslenmek veya eleştiri yerine hakareti yeğ tutmak benzeri çarpıklıklar düzelebilir. İktidarın kaynağının Ergenekon'da değil seçmende olduğu hatırlanabilir. Mustafa Sarıgül'e bakılarak uygar diyaloglar kurmanın, güleryüzlü olmanın, siyasette başarının anahtarları olduğu görülebilir. "Mustafa Sarıgül İstanbul'da seçimi kazanabilir mi" sorusunun cevabını ise seçmenler verecektir. Sonuçta bu gerçek de "Demokraside sandık teferruattır" diyenlerin ve Gezi kalkışmalarında iktidar arayanların akıllarını başlarına getirebilecek bir olgu değil mi?</p>]]></description>
<link>http://www.gazeteturkmen.com/yazar/sarigul-olayi-chpyi-de-demokrasiyi-de-etkileyecektir-677.html</link>
<pubDate>Fri, 01 Nov 2013 18:31:59 +0200</pubDate>
</item>
</channel>
</rss>